24 Şubat 2009 Salı

Oscar Adayı Kısa Animasyonlar

  • Yalnızlık, aşka özlem, bekleyiş, çekingen ilan-ı aşk: Lavatory Lovestory
  • Bir arada kalmaya çalışan aşık ahtopotların maceraları: Oktapodi (HD)
  • Pixar'dan, Portal oyunundaki solucan deliği temalı bir slapstick: Presto
  • Tabut taşırken başa gelen talihsizlikler: This Way Up
  • ve oskar La Maison en Petits Cubes'e gidiyor. Yaşlılık, geçmiş, anılar, metaforlar: Bölüm 1Bölüm 2
# Zannımca kazanan ödülü haketmiş. Doğru bir deyişle: ben jüride olsaydım, kendime hakim olup ödülü Pixar'a vermemeyi becermeye çalışarak, bu animasyona verirdim.

22 Şubat 2009 Pazar

Terminator: The Sarah Connor Chronicles


# Bugün, bu yeni dizinin ilk sezonunu, 9 bölüm tekmili birden seyrettim. (Bahadır'ın USB harddisk'inde hepsi bir arada görünce, dayanamadım,  kendi bilgisayarıma atıverdim.) Filmde olanların, filmin fikirlerinin üstüne yeni pek bir şey eklemese de epey eğlenceliydi.
(# Dizileri romanlara benzetiyorum. Karakter geliştirmek, tanıtmak, gerilimi sürdürmek, olay anlatmak vs. için filmlere kıyasla epey fazla vakit var. Dizi için harcanan roman, kalınca bir roman okumak için harcanan zamana denk sayılabilir.)
# Kader konusu işleniyor: "Hani skynet'i yok etmiştik, nereden geldi bu robotlar yine?" derken, kendilerini kurtarıcı robotla beraber 1999'dan 2007'ye gönderiyorlar. Bu esnada peşlerinden gelen T800'yü havaya uçurmasınlar mı? Sen, robotun kafası, zaman portalı topundan bunlarla beraber geçmesin mi? Kafasının geldiğini fark eden, 99'dan beri hurdacıda çöplerin arasında bekleyen gövde, canlanmasın mı? Al sana, Skynet'in yaratımında kullanılabilecek malzeme 2007'ye geldi bile. Kader...
# Geçenlerde Ufuk ve Cem ile konuştuğumuz, "bazen insan sırf yapabildiği için, yaptığını görebilmek için yapar" konusu da işleniyor: Bilim adamlarımız opsesifçe, neye hizmet edeceğini düşünmeden kötü T800'ümüze (nasıl yapıldığının formülü karşılığında) sentetik epidermis, yüz transfer ameliyatı vs. yapıyorlar. Bu bağlamda atom bombasını yapanlara değinmeden olmaz. 3. bölümün başında, Sarah Connor'ın günlüğüne yazdıkları:
When I was in the mental hospital I became obsessed with science. Not all science actually, and not really science at all. Scientists. And then only nuclear scientists. The ones who invented the bomb. Oppenheimer, Heisenberg, Fermi, and Teller. Pioneers. Geniuses, all. I read every book I could. I wanted to understand. Why couldn’t they stop? These fathers of our destruction. And why wouldn’t anyone stop them? And if I had the chance, would I?
# Heisenberg arada kaynadı sanırım. Anılarında o işe hiç bulaşmadığını anlatıyordu. Ben de doğruluğuna inanmıştım.
# Fullmetal Alchemist'te de bu konu bolca işleniyordu. Hatta filminin girişinde fizikçi yaptığı bombayla övünüyordu, simyacıları yeriyordu. Kötü şan mesleğimize böyle yapıştı.
# Keza robotla insan arasındaki farklar benzerlikler konusu da işlenmezse olmazdı: Cameron, yeni koruyucu dişi robotumuz, (gerçek hayatta oyuncu balerin imiş), The Turk adlı yapay zekanın nereye satıldığını öğrenmek için satanın kardeşiyle yakınlaşmaya çalışır. Kardeşi bale eğitimcisidir. Onu seyredip taklit eder. O bölümün sonunda kendisini Chopin eşliğinde odasında bale yaparken görürüz. Arkadan Sarah Connor günlüğüne şöyle şeyler demektedir: "Robotlar insan yaptığı şunu bunu yapamazlar. Fakat yaratmaya çalıştıklarında vs., o zaman bizi anlayacaklardır, çünkü o zaman insandan farkları kalmaz, insan olurlar" Evet bu siberpunk klişesinden sonra fizikçiler için utanç kaynağı olacak diğer günlük alıntımızla post'umuzu kapatalım:
On July 16th, 1945 in the mountains outside of Los Alamos, New Mexico, the world’s first atomic bomb exploded. A white light pierced the sky with such intensity that a blind girl claimed to see the flash from a hundred miles away. After witnessing the explosion,J. Robert Oppenheimer quoted a fragment of the Bhagavad Gita declaring, “I am become death, the destroyer of worlds.” His colleague, Ken Bainbridge, put it in another way when he leaned close to Oppenheimer and whispered, “Now we are all sons of bitches.” Now we are all sons of bitches.

19 Şubat 2009 Perşembe

Sakurai'nin Kapağı YA DA Degenerate Perturbation Theory

# Haluk Hoca bugün nondegenerate perturbation theory'yi işledi. Bu aralar çok sık tekrarladığım gibi "ilk defa perturbation theory'nin ne olduğunu, nasıl türetildiğini anladım" Basit matris cebirine dayanan bu metodun zorluğu diagonalize etmemiz gereken matrisin sonsuz boyutlu olması. Neyse ki bu sayılabilir bir sonsuz. Bu sayede matrisin alt gruplarını kendi içlerinde diagonalize edebiliyoruz.
# Haluk Hoca zayıf bir elektrik alanındaki hidrojen atomunu işlerken n=1, n=2 stateleri için bu matrisi hazırladı. diagonalize etti. Her n değeri sonsuz büyüklükteki matrisin diagonali üzerine yerleşmiş başka bir kare oluyor. Şekli görünce "bu Sakurai'nin kapağı değil mi?" diye sordum. Haluk Hoca da düşünüp "evet" dedi. Daha sonra bunu fark etmiş oluşumun cins bir durum olduğuna hükmettim.

17 Şubat 2009 Salı

PortAudio'yu nihayet Windows altında compile edebilmem

# Barış sağolsun, hızır gibi yetişti. Byzantine: The Betrayal oyunu karşılığında Visual Studio'da portaudio'yu derlememe yardım etti. Böylece freqazoid'in içinde kullanabileceğim.
# N'aptığımı hemen buraya yazayım ki, ileride görüp hatırlayabileyim.

i) Son kararlı sürümü şuradan download ettik.
ii) Tutorial'da anlatılan adımları izledik: Yeni bir proje yarattık. Muhtelif kütüphane dosyaları için MSVC jargonuyla filter denen proje klasörleri yarattık. İlgili dosyaları explorer'da seçip sürükleyip bırakmak suretiyle ilgili filter'lara attık. Proje'nin adına sağ tıklayıp, özelliklerine gidip, All Configurations deyip, include directory'leri (relative path olarak) ekledik. Dandik bir main dosyası oluşturup, "portaudio.h" i include ettik.
iii) "pa_win_hostapis.c" e orada yazan #define PA_NO_WMME #define PA_NO_DS satırlarını ekledik.
iv) Build deyince bir takım hatalar verdi. Barış "bu 2008 versiyonu, nazlı bu ondandır" dedi. Hakikaten hatalar "bunu cast edemedim, sen et" tarzındaydı. Bir takım char[]'ları L(birşey)STR'lere cast edince build etti.
v) patest_saw.c örneğini projeye esas main dosyası olarak ekleyip build edince çalışmadı. Çünkü sürücü bir şey bulamadım dedi. 
vi) #define PA_NO_WMME satırını comment out edip, tekrar build edince, hallaah! o anda göbek atarak arkamda anime seyretmekte olan Erol'u korkuttum. İşte tarihi an, errorsuz, çökmesiz, realtime bir ses ortamını Windows'ta hazırlamış oldum.

# Kaç seferdir Cygwin ile Unix araçlarını kullanarak Portaudio'yu kurmaya çalışmıştım becerememiştim. Geçenlerde RtAudio'yu kurmayı başardım. Ama o da çözemediğim bir şekilde kapatırken veya açılırken çökme hataları veriyordu. Nihayet, make, Netbeans güzelliklerinden feragat edip, bilmediğim bir ortam olan MSVC'ye geçerek portaudio'ya ulaşmayı başardım.
# Hayırlı uğurlu olsun!
# Test klasöründeki hemen bütün örnekleri hatasız derleyip çalıştırabildim. Bir tek blocking read write örneği çalışmadı, o da eksik kalsın.
# Şimdi callback'e gelen input sample'larını bir array'de biriktirip, array dolduğunda ayrı bir thread'de FFT'sini hesaplatabilmek için (kastırıcı işlemleri callback'te yapmamak gerekiyormuş) cross-platform threading olayını nasıl yapacağımı öğrenmeye çalışıyorum.

Sukai kurora YAHUT The Sky Crawlers YA DA Sinemada Seyrettiğim İlk (ve tek) Mamoru Oshii Filmi


# IF İstanbul 2009'un Hit Filmler kuşağında Mamoru Oshii'nin adını görünce yıllardır süre gelen, gelip gitmedeki film festivallerine seyirci kalma ataletimden kurtulacağımı anladım. "The Sky Crawlers" Hiroshi Mori deyu bir yazar amcanın altı kitaplık roman serisinin anime uyarlaması.
# Konusu mu? Konusu acayip, zaten seyrederken de anlaşılmıyor. Olayları karakterlerin gözünden görüyoruz. (Film yorumu olarak böyle gereksiz cümleler kurduğum için sanırım sinema dergisinde editör değilim.) Hayatları bir tür kurgu hayat. (Hayır animasyon kurgusundan söz etmiyorum.) Dünya çapında büyük bir gösteri onların gerçeği olmuş. Belki de yönetmen karakterlerin neler hissettiğini daha iyi anlamamız için, hiç gösterinin izleyicisi "normal" birinin perpektifine geçmiyor. Ne olup bittiğini, aynı o karakterler gibi, tam olarak anlayamıyoruz. Filmi seyrettikten sonra konusu için nette araştırma yapmak gerekiyor.
# Evet, konusu demiştik. (Seyredecekler bu paragrafı atlasınlar, ki seyrederken bir önceki paragrafta anlattığım durumun keyfini çıkarabilsinler) Alternatif bir dünyada savaşlar bitmiş. Ama savaşlar o kadar uzun sürmüş ki, insanlar barış mefhumunu unutmuşlar. Milletin alışabilmesi için savaş gösterileri hazırlanmış. "KillDre" denen, genetik kodlarıyla oynanmış, bir yaştan sonra büyüyemeyen ölümsüz mahluklar (çocuklar) bu kurgu savaşın oyuncuları, uçak pilotları. Bir siberpunk klişesi olarak, bunlara hafızaları bile sonradan yükleniyor. Kalacakları üsse gelmeden öncesine dair anıları pek yok. Zaten öğreniyoruz ki, esas oğlan Kannami Yuichi'yi önceden üssün komutanı Suito Kusanagi (evet, Motoko Kusanagi'yle akrabalığından şüpheleniyoruz. Tipi de benziyor) öldürmüş, yani eskiden adı Jinroh (bu da seyretmediğim başka bir Oshii yapıtı) imiş. Kusanagi onu çok sevdiğinden öldürmüş. (O kadar seviyor ki bu beter "hayat"tan kurtulmasını istiyor. Öyle bir sevgi...) Ama bu kardeş sahip olduğu yüksek deneyimler yüzünden pek kıymetli olduğundan resetlenip yeniden üsse geri gönderilmiş. Ondan kelli epey bir süre dejavu hisleriyle ortalıkta dolaşıyor. Jinroh'a ne olduğunu soruyor ama öğrenemiyor. Takımdakiler yeni gelenlere öyle hemen çullanmıyorlar, "bak burası böyle bir yer, biz buyuz, hafızamız şöyle vs." gibi anlatımlara girmekten imtina ediyorlar. Zaten herkesin içi geçmiş. KillDre olmak kolay değil. Donuk heyecansız tipler. Ama çocuklar aynı zamanda. Çocukça da davranıyorlar. Ama garipler. Büyümüş de küçülmüş gibiler. Kaderlerine fazla razılar. Çok bireyseller. İç karartıcılar. Camus'tan alıntı yapıyorlar. Manyakça bir aşk anlaşıyları var. Ay aman, Allah düşmanımın başına vermesin.

Devam edecek...

15 Şubat 2009 Pazar

Siftables


# Bugünkü TED vidyomuz Create Digital Music blog'undan haberdar olduğumuz bir arabirim. Björk'ün de sahnede kullandığı şu, adını unuttuğum sisteme benziyor. Kareler var. Üzerlerinde ekranlar var. Yan yana getirince etkileşiyorlar. Örneğin [1] [+] [2] [=] kutucuklarının yanına boş [] kutucuğu getirince kendiliğinden [3] oluyor. Bolca da alkış alıyor :-) Bizim ilgimizi çeken kısmı ise sequencer'ı idi. Kutucukların üzerlerindeki ekranlara, adını hatırlayamadığım unsura göre artısı, ama çok da matah bir şey değilmiş.
# Zaten yeni arabirimlere şaşırmak gittikçe zorlaşıyor. 3 vakte kadar Minority Report atraksiyonu da yapılacak ve hepimiz rahatlayacağız.

(# Media Lab'lerde insanlar bunlarla uğraşıyorlar, demek ki. Yıllar sonra akademik ortamda başlattığın fikirlerin gündelik hayatta kullanıldığını görmek nasıl bir histir acep?)

14 Şubat 2009 Cumartesi

Bridge Builder

http://www.bridgebuilder-game.com/bb-tips.php

http://www.chroniclogic.com/

http://www.crypticsea.com/