# Veni, vidi, vici :-)
# Perşembe günü (29 Ocak) Başar ve Barış'la beraber yola çıktık. Ankara'da hep Barış'ın teyzesinde kaldık. Çok sıcak bir aileydi, bizi çok güzel ağırladılar, sağolsunlar. Biz Başar'la Anne'nin de hatırlatmaları doğrultusunda "artık kocaman adamlarız, otelde bir yerde kalmamız lazım, kimsenin evini işgal etmeyelim" diye birbirimizi iteklemeye çalışırken sonunda yine büyüyemeyip orada kaldık. Ne iyi de oldu!
# Cuma günü Kyle Gabler'ın konuşmasıyla etkinlik başladı:
# Kendisi bağımsız oyun geliştiricilerin idolü. Yine böyle bir yarışma, kısa zamanda oyun geliştirme etkinliği bağlamında yaptığı Tower of Goo oyunu çok beğeni topluyor ve 2008'de bir çok ödül alan World of Goo oyununa dönüşüyor.
# Konuşmasından öğreniyoruz ki, (sanırım Guitar Hero'nun ana fikrini aldığı) Audiosurf, Crayon Physics, Spore vs. oyunlar da böyle projeler esnasında ortaya çıkmışlar. Kendisi epey komik bir abi'ymiş. "48 saat sonunda çok uykusuz olacaksınız, basının yoğun ilgisi altında, kırmızı halı üstünde, şişmiş, kızarmış gözlerle görünmemek için şu göz kalemini kullanın" önerisinde bütün salon kahkaha attı.
# Diğer öğütleri: 7) Beklentilerinizi düşürün, RPG, EA Fifa tarzı oyunlar yapmayın. Bambaşka bir tür, konspete uğraşın, rekabete girmeyin. 6) Oyununuz ilk 15 saniyede oyuncuyu çekmeli. Intro veya arkaplan hikayeleri katmayın, mümkünse tutorial/instruction da oyunun bir parçası olsun (biz tam zıttını yaptık) 5) Oyununuza his katın. Ona uygun müzik seçin. Ve tüm grafikler, sesler vs. tutarlı olsun. Hem bir konusu hem de bir alt metni olsun. (bu zor) 4) Hepsini birden yapmayın. Önce fikrinizin uygulanıp uygulanamayacağını göreceğiniz bir prototip yaratın. 3) Ses koymayı unutmayın. 2) 5'in aynısı. Her şey uyumlu olsun. Harmoni! 1) Felç olacak kadar önemsemeyin. "Never fell in love!" ve "Don't be afraid of fail spectacularly"
# Sonra Don Daglow'un konuşması vardı ki bu amca bambaşka bir perspektifen konuştu. Konuşmasının ana fikirlerinden biri de perspektifti. Sadece GGJ Türkiye için hazırladığı konuşmasını San Fransisco köprüsü manzaralı bir yerde kameraya çekmiş. "Arkamda gördüğünüz köprü 80 yıllık ve buranın en eski yapılarından biri, oysa sizin oralarda binlerce yıllık bir kültür var. İmreniyorum size, keşke orada olsaydım" mealinde laflar etti.
# Sonra Discovery Channel için yaptıkları "Byzantine: The Betrayal" oyununu anlattı. Verdikleri bütçe hakkında "Epey büyük bir bütçe verdiler... (anlamlı bir sessizlik) Her şeyi yapmaya yetmese de... bir çok şeyi yapabilmemize yetecek bir bütçeydi" Anlamı: "Türkiye'de önümüzdeki çokça yıl boyunca hiçbir oyuna bu kadar bütçe ayrılmayacak ama bu bile bana yetmedi, daha fazlası olsaydı oyuna başka şeyler de eklerdik."
# Kyle Gabbler'a zıt olarak, yapılan oyuna aşık olmak gerektiğinden bahsetti. Kendisi bir buçuk yıllık bir projeden söz ettiği için bu kontrast normal. Türkiye'nin her yerini dolaşmışlar, bir sürü fotoğraf çekmişler, çalışmışlar. Yanlış anlamadıysam Efes Tapınağı'nın (ilk) 3D modelini çıkarmışlar vs. Epey bir uğraş var. Intro'sunu seyredince çakma Türk polisiye dizisi gibi geldi ama oynamak lazım. Bakalım...
# Ayrıca konuşurken yaptığı ağız hareketleri ve ses tonuna Başar'la şöyle bir yorum getirdik: Hayatı boyunca o çok kadar insana anlayabilmeleri için bir şeyleri tane tane izah etmiş, ağız mimikleriyle anlatımını desteklemiş ki en sonunda ağzı bu hale gelmiş, normal konuşamaz olmuş.
# Keza isimlerini unuttuğum pek mühim iki bilgisayar oyunu ödülü varmış ki, bu ikisine birden sahip olan dünyadaki 3 kişiden biriymiş. (Onlardan biri de John Carmack imiş.)
# Neysem, Donnie Darko'nun buraları öven güzel konuşmasından sonra Türk oyun camiasından bir isim, Erkan Bayol konuştu. Buralarda oyun yapmanın sıkıntılarından samimi bir dille söz etti ve "kazanamazsanız suçu takım arkadaşlarınıza atın" diyerek bitirdi.
# Bu güzel konuşmalardan sonra Turkcell'in çözüm ortakları 2 saatlik sabır testine başladılar. Bir sürü meslek uydurucusundan fırlamış iş hayatı profesyöneli, sunumlar yaptılar. Anladığım kadarıyla "çözüm ortağı", doğrudan Turkcell'de çalışmayıp onlarla ortak projeler yürüten başka şirketlere denen isim. Böylece büyük şirket bilmediği bir sahada bilgi edinip girişim yapmak riskinden kurtuluyor, küçük şirket de kârını paylaşmak koşuluyla arkasına büyük şirketin desteğini ve altyapısını alıyor. Kapitalizm de böyle "alan razı, veren razı" ilişkilerle varlığını sürdürüyor.
# Bu sunumlarda şaşırdığım ne kadar çok minik oyunun varolduğuydu. Asmalı Konak'ın bile cep telefonu için oyunu çıkmış. Bu tarz oyunları yapan biri konuştu. Sonra Turkcell bir API geliştiriyormuş. Bunu ortaklarına sunacakmış. Bunda "telefon sahibi hangi baz istasyonunun erişim alanında, yönü ne, sinyal gücü ne" gibi sorgularla elemanın yerini tespit etme vs. muhtelif bir sorgular içeren bir API. Park yeri kontörle ücret ödeme vs. sistemlerde kullanılacakmış vs. Bunca yıldır yapılmamış olması ayıp bence. Ki bütün bunlar, söylemeye bile gerek yok, "ihtiyaç yaratımı" sahasına giriyor. Sonuncu sunum en bombasıydı. Vakit kalmamıştı. Eleman cebinden cep telefonunu çıkardı. "Türkiye'de kaç telefon sahibi var, biliyor musunuz? ... 60 milyon... Bunların her birinden yılda 1 lira kazansanız: Eder 60 milyon! (biraz da kıskançca) Sizin benim ömrümüz boyunca göremeyeceğimiz bir para." Ana fikir: "cep telefonu için oyun yazın beraber para kazanalım." Hatta iki saat bunları dinlemenin yarattığı nefretin kusmuğu: biz bu işleri beceremeyecek insanlarız. Ama paramız var. Siz de zekisiniz yaratabiliyorsunuz. Gelin biz hiçbir iş yapmadan sizin emeğinizi sömürelim."
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder